Cebinizdeki parayla bir bardak çay içememek dijitalleşme mi, yoksa bir dayatma mı? ☕
Dijitalleşmenin pratikteki yansımalarından yazım dünyasının o katı ve kuralcı tavrına; dijital içeriklerin analiz edilmesinden belirli bir trafik kaynağına güdümlenişine...
İşte zihnimde uçuşanlar arasından yakaladıklarım:
Muhtelif Notlar’ın üçüncü makalesinde dijitalleşmenin başka yüzlerine, yazım kurallarının ve formlarının gerekliliğine, İngilizce içeriklerin analizine ve güdümlenişine dair birkaç notum var.
O hâlde, Muhtelif Notlar’a bismillah.
1. Nakit Geçmez, Hatır Geçmez: Dijitalleşmenin Ekonomik Dayatması 💳
Geçenlerde biraz dolaşmak ve bir çay içmek niyetiyle evden çıktım, Nakkaştepe Millet Bahçesi’ne gittim. Soğuk bir gündü. Kasiyere yirmi lira uzatarak “Bir çay alabilir miyim?” dedim; “Abi, nakit geçmiyor.” dedi. Artık nakit geçmiyormuş çoğu yerde. Tamam o zaman, diyerek İstanbul Kart’ı uzattım; “Abi, o da geçmiyor; sadece banka/kredi kartları geçiyor.” dedi.
Yani bu aslında şu demek: Kendi cebindeki paranı, bir bankanın cebine koymamışsan ve bir bankanın cebinde tutmuyorsan, çay falan içemezsin. Bankalara para kazandırmayacaksan paranı sağda solda öyle kafana göre harcayamazsın.
Hadi, nakit parayla bir çay içemeyişime “dijitalleşme çağı” deyip geçelim de, yalnızca banka/kredi kartının geçerli oluşunu nasıl geçeceğiz? Paranın bu tekelleşen, alternatifsiz dijitalleşmesini ne yapacağız?
Bir çay içmenin tadı bile biraz kaçtı sanki, ne dersin?
2. Bu Nasıl Yazılıyordu? ✍️
Yazım dünyasındaki tüm kurallar, birbirimizi daha hızlı ve daha kolay şekilde anlayalım diye var; "olmazsa olmaz" olduklarından değil. Biraz da nitelikli paylaşım ihtiyacı ile ilişkili tabii...
Dünyanın her yerinde kırmızı ışıkta durulduğu gibi, cümleler de noktayla durur. Evet, bu bizim koyduğumuz bir kural; kırmızı ışıkta araçların durması gerektiği kuralını da bizim koyduğumuz gibi. Peki, bir zorunluluk mu? Kesinlikle hayır. Bir sonraki paragrafta bir örneğini görelim:
Gördüğün gibi paragraf başlangıcında boşluk kullanmadım ayrıca ilk harfi büyük yazan da ben değilim libreoffice otomatik olarak büyüttü sen bu cümleleri okurken nerede bittiğini ve bir sonrakinin hangi kelimeyle başladığını anlamaya çalışıyorsun asla bitmeyecek bir yazıyı okuyormuşsun hissi oluşuyor sen bu şekilde yazıldığında cümleler arasında bağlantı kurmanın ve bütününü anlamanın oldukça zor olduğunu düşünürken ben bu örneği bitiriyor ve normal bir paragrafa geçiyorum
Evet, bu kuralsızlık hızlı ve kolay anlaşılmayı zorlaştırıyor. Ancak...
Ya hızlı ve kolay anlaşılmak zaten amaçlanmıyorsa? Sence yine de bir nokta koymaya ihtiyaç var mı?
3. The Bezirgân: ABD’ye Niyet, Hindistan’a Kısmet 📈
The Bezirgân isimli, deneysel bir sosyal medya projem var; belki profilimde görmüşsünüzdür. Yapay zeka ile, daha çok Pinterest içerikleri üretmeye odaklanmıştım. Hatta ilk süreçlerine dair iki makalem daha var, aşağıya ekledim. Bu projede hedeflerim şunlardı:
a. İngilizce içerik üretmek.
Pinterest, görsel odaklı bir platform olduğu için yalnızca görsellerin açıklamaları, etiketler, kategori isimleri ve marka kimliğine dair bilgilerde İngilizce kullanmak gerekti. Bu hedef gerçekleşti.
b. ABD’ye güdümlü, satış ortaklığı odaklı içerik üretmek.
Satış ortaklığı odaklı içerik üretme hedefi de gerçekleşti. Çünkü zaten direkt olarak görseldeki ürünü pazarlamayı değil, görseldeki ürünle ilgili bir blog yazısına yönlendirmeyi ve orada, ilgili başka satış ortaklığı bağlantıları sunmayı hedeflemiştim. (Henüz bir blog kurmadım, yalnızca teorisinden bahsediyorum.)
Ancak ABD’ye güdümleme hedefini gerçekleştiremedim. Çünkü, yalnızca, dünyada İngilizce konuşan nüfus yoğunluklarına göre yola çıkmıştım ve birkaç veriye baktıktan sonra, eğer İngilizce içerik üretirsem, her halükârda içeriğin ABD’de yaşayanların radarına takılacağını düşünmüştüm ancak öyle olmadı. Araya Hindistan gibi bambaşka dinamiklere sahip kalabalık bir ülke girince işler değişti; öyle ki, son verilere göre, The Bezirgân’ın Pinterest kitlesinin %20,5’ini Hindistan, %6,6’sını ise ABD oluşturuyor.
c. Birbirinden tamamen bağımsız kategorilerde içerik üretmek.
Bu hedefe de ulaştım; güzel de bir kategorik altyapı oluştu. Söylediğim gibi, bu deneysel bir proje olduğu için, amacım daha çok, veri toplamaktı. Bu sebeple sürekli söylenenin aksine niş bir kategoride değil, çeşitli kategorilerde içerik ürettim ve bu sayede, şimdi farklı tarzda içeriklere dair verileri analiz edebilme şansına sahibim.
Bu hedeflerden çıkarılan ders niteliğinde, şunları söylemem gerekir: Evet, herkes içeriğin kaliteli olması gerektiğini zaten söylüyor; zıttı nasıl söylenebilir? Ancak, içeriğin kalitesi kadar, içeriğinin, sunduğun kitleye ne kadar uygun olduğunu ölçebilmen de önemli. Bunun için de, sunduğun kitleyi iyi tanımak gerekiyor. Örneğin, alım gücü yerlerde gezen bir ülke için lüks ürün içerikleri üretiyorsan, boşa kulaç atıyorsun.
Sizce odaklı içerik üretiminde "kalite" mi daha zordur, yoksa "kaliteli içeriği doğru cüzdana ulaştırmak" mı?
The Bezirgân ile ilgili diğer iki makale:
İlginizi çektiyse, Muhtelif Notlar'ın yeni yazılarını kaçırmamak için aşağıdaki form ile bloguma abone olmayı unutmayınız. 🔔
Peki, bu konular hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi ve kendi notlarınızı yorumlarda duymayı heyecanla bekliyorum. 💬
Bir sonraki Muhtelif Notlar’da görüşmek üzere.
Allah’a emanet olun. 👋